Alevi, deyişleri, nefesler, niyaz, hak, yedi ulu aşık, Aşık Bektaş Yıldız, Aşıkı, Aşık Veli, Deli Boran, Geredeli Aşık Dertli, Dertli Divani, Dertli Fakir, Derviş Ali, Derviş Edna, Diveli Mehemmed, Esiri, Fedai (Çorumlu), Garibi, Harabi, İbrahim, İbreti, Kemteri, Kul Arif, Kul Fakır Ali, Kul Himmet Üstadım, Kul Hüseyin, Mecnuni, Meluli, Noksani, Remzani, Sadık Baba, Sefil Ali, Seyit Süleyman, Sıdkı Baba (Aşık Pervane), Turabi Akbal, Visali, Yanyatan (Ali Belli), Amasyalı Fedai Baba, Miraçlama Örnekleri, Duaz-ı İmam Örnekleri, Mustafa Kemal Atatürk, Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa, Yunus Emre, Hallacı Mansur, Teslim Taşı, Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Alevi Belgeseli, Zakir, On iki imam, Hacı Bektaş Veli Evlatları, Ahmet Cemalettin Çelebi, Balım Sultan, Bektaş Çelebi (Şiri), Feyzullah Çelebi- Feyziya, Güzide Ana - Katibi, Hamdullah Çelebi- Hasreti, Hüseyin Fevzi - Çelebi (Ulusoy), Seyyid Ali Sultan, Veliyettin Çelebi- Hürremi, alevi-deyisleri-nefesler - Aşığın Sözü Kuran'ın Özü, Telli Kuran, Postnişin, Bektaşi, Nefes, Erkan Çanakçı, Amasya, Tokat, Zile, Çorum, Şanlıurfa, Adıyaman, Alevi Deyişleri Nefesler - Bostanci Gosteri Merkezi Hunkar Vakfi

Alevi Deyişleri Nefesler

Bostanci Gosteri Merkezi Hunkar Vakfi



BASIN AÇIKLAMASI
HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ VAKFI BAŞKANI VE 
HACI BEKTAŞ VELİ DERGÂHI POSTNİŞİNİ VELİYETTİN HÜRREM ULUSOY’UN 25 MAYIS 2014 TARİHİNDE İSTANBUL’DA BOSTANCI GÖSTERİ MERKEZİ’NDE VAKIF YARARINA DÜZENLENEN KONSERDE YAPTIĞI KONUŞMA
 
Dostlar,
Size hoş geldiniz, gelmenizle mutlu olduk, sevindik, umutlandık demek ve vakfımızın kuruluşu öncesinden bu yana yaptığımız çalışmaları özetlemek üzere bir konuşma hazırlamıştım. Ancak son haftalarda yaşadığımız üzücü olaylar gündemimizi tamamen değiştirdi. 
Biliyorsunuz, bu konseri geçen hafta yapacaktık, ama Soma’da yaşanan maden faciası nedeniyle bir hafta ertelemek zorunda kaldık. 
Sonra İstanbul’da Okmeydanı’nda iki korkunç olay yaşadık. Bir cenazeye katılmak için Okmeydanı Cemevinin bahçesinde bulunan genç bir baba, başına isabet eden polis kurşunu ile vurularak yaşamını yitirdi. Ardından bir başka can kaybı daha yaşandı.
Konuşmama başlarken müsaade ederseniz, kısa bir süre önce Soma’da ve Okmaydanı’nda yitirdiğimiz canları hayırla yâd edelim. 
Soma’da çalışırken Hakk’a yürüyen kardeşlerimiz, üç kuruş daha fazla kâr için madencilik gibi tehlikeli bir işkolunda alınması zorunlu tedbirler alınmadan, en kötü koşullarda, düşük ücretlerle, uzun saatler boyu, “haydi, haydi” diye zorlanarak çalıştırıldılar. 
Göz göre göre gelen bu faciada, kul hakları ödenmeden Hakk’a yürüyen madenci kardeşlerimizin devri daim olsun. Ailelerine, yakınlarına, sevenlerine en içten başsağlığı dileklerimizi iletmek isterim.
Onların kul hakları üzerinde kalmış olan zalimlere, gözü doymazlara, arsızlara, onlara destek olan yüzsüzlere ise söylenecek bir söz bile bulamıyorum, sadece lanetlemek dışında!
Ne yazık ki ülkemizde iş cinayetlerinin failleri meçhul kalır. Kurbanların aileleri, siyasetçilerin verdiği sözlere karşın, sersefil, perişan bırakılır.
Umarız bu kez devlet bizi yanıltır da üzerine düşen adalet görevini yerine getirir. Her yerde çalışan işçilerimizin, emekçilerimizin iş güvenliği ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi için gereken adımlar atılır. Hakk’a yürüyen, sakat kalan, hastalanan madencilerin ve diğer iş kazası kurbanlarının aileleri, eş ve çocukları mağdur edilmez.
Dostlar,
Son bir yıl içinde toplumsal olaylarda güvenlik güçlerinin aşırı orantısız kuvvet kullanması nedeniyle onu aşkın canı kaybettik. Onlarca can, çok ağır şekilde yaralandı, bazıları sakat kaldı. Yüzlerce daha hafif yaralanma oldu. Bunların büyük çoğunluğu ise Alevi gençlerdi.
Bu soruyu kendimize soralım dostlar, neden Alevi gençlerdi? 
Bir kuyrukta bekliyorsunuz, bir saat, iki saat, ama birisi gelip önünüze geçiyor. Orada bulunan polis ya da emniyet güçleri buna mani olmuyor. Ne yaparsınız o zaman? 
Trafikte gidiyorsunuz, emniyet şeridinden birisi gelip önünüze giriyor. Hakkına razı değil, sizin hakkınıza tecavüz ediyor. Bir polis müdahale etmiyorsa ne yaparsınız?
İşte Alevi gençleri bu durumda. Kaymakamlık sınavını kazanıyorlar yazılıda. Sözlüde baba adı, ana adı, memleketin neresi deyip çıkartıyorlar ve sınavı kazanamıyorlar. Hâkimler yine aynı. Bugün devlette öne çıkan Alevi çocuğu, ne yazık ki, yok denecek kadar az. Bundan dolayı adaleti, hakkını istemesini, bu haksızlığa karşı direnmesini düşünseniz, işte bunun için Alevi gençliği önde ve hakkını almaya çalışıyor. 
Alevi gençlerin toplumsal muhalefetin en ön saflarında yer alması şaşılacak bir şey değildir. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumun üzerinde devlet eliyle uygulanan öyle ağır baskılar, öylesine ayrımcılık, öylesine aşağılama, ötekileştirme var ki, gençlerin tepki duymaları ve bu tepkilerini dile getirmeleri de gayet normaldir.
Ama normal olmayan şey, polisin Alevi-Kızılbaş gençlerden gelen en ufak bir protestoyu bile orantısız güç kullanarak bastırma çabasıdır. Polisin bu tutumu siyasi iktidar tarafından onaylanmakta ve teşvik edilmektedir.
Siyasi iktidarın, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunu güncel siyasi çıkarlar uğruna ateşlere atan davranışlardan kaçınması şarttır. 
Belli ki hedefleri için yeterli desteği bulamayacağını gören iktidar, dindar ve kindar tabanını birleştirmek üzere Alevi-Kızılbaş düşmanlığını bir kez daha piyasaya sürmeye niyetlenmektedir. 
Siyasi iktidarı bu tehlikeli oyundan derhal vaz geçmesi için en sert şekilde uyarıyoruz. Onlara Anayasal sorumluluklarını tekrar hatırlatıyoruz:
Tüm vatandaşlara eşit davranmak zorundasınız! 
Tüm vatandaşların can güvenliğini korumak zorundasınız!
En başta yaşam hakkı olmak üzere tüm insan haklarına saygı göstermek zorundasınız!
Bu temel ilkeleri çiğnemek demek, ülkemizdeki demokrasiyi geliştirmek, Avrupa standartlarına taşımak bir yana, adım adım ortadan kaldırmak demektir. 
Halkının bir kesimine karşı böyle zorbalıklara tevessül edenlerin hiçbir siyasi geleceği yoktur! 
Sevgili canlar, 
Biz Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu, devletin ülkeyi inançlar, ırklar, diller temelinde kutuplaştırmadığı, temelini eşit haklı vatandaşlığın oluşturduğu, kimseye ayrımcılık uygulanmadığı bir demokraside yaşamak istiyoruz.
Biz, bölgemizde ve ülkemizde barış istiyoruz. Devletin, farklı inançlar, milliyetler, diller arasında hoşgörü, kardeşlik ve sevgi ilişkileri kurulmasına hizmet etmesini istiyoruz. 
Biz, devletin bazı din ve inançların ibadetlerini istedikleri yerde serbestçe yapmalarını engellenme hakkını kendinde göremediği eşit ve özgür bir toplumda yaşamak istiyoruz. Dergâhlarımız, ocaklarımız, cemevlerimiz üzerinde kısıtlayıcı zihniyete ve köhne yasalara dayanan yasakların kaldırılmasını, zorla el konulmuş mallarımızın iadesini istiyoruz. (Burada parantez açarak hatırlatmak istiyorum, biliyorsunuz Hacı Bektaş Dergâhı da belli saatlerin dışında girilmesi yasak bir müze haline gelmiştir. İstanbul’da da Şahkulu Sultan Dergâhı’na da aylık zannediyorum beş bin liranın üzerinde kira ödüyoruz. Tarihe baktığımızda onlarca, yüzlerce dergâhlarımız, ne yazık ki, elimizde değil ve malları da yağma edilmiş durumda.) Yakın tarihteki bize ve diğer toplumlara uygulanan toplu kıyım ve kırımlar nedeniyle özür dilenmesini istiyoruz. 
Biz, devletin inançlara müdahale etmekten elinin tamamen çektiği, resmi devlet dini ve mezhebinin olmadığı, merkezi bütçeden devasa fonlarla dini kuruluşlarının desteklenmediği, laik bir demokraside yaşamak istiyoruz. 
Biz, zorunlu din dersleri ile çocuklarımıza devletin resmi dini ve mezhebin zorla öğretilmediği; en basit toplumsal bilim derslerinin, tarih ve coğrafyanın bile siyasi çıkarlara göre çarpıtılmadığı, toplumları birbirine düşman etmeyen, kardeşleştiren bir eğitim sistemi istiyoruz.
Biz, temelini başta yaşama hakkı olmak üzere tüm insan haklarının, hukukun üstünlüğünün, söz ve düşünce özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün, eşitliğin ağır bastığı çağdaş bir demokraside yaşamak istiyoruz.
Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumuna yapılan tüm baskı, zulüm ve katliamlara karşın bu istemlerimizi Hünkâr’ın, “İncinsen de incitme” düsturumuzu akılda tutarak yükseltiyoruz. Onca Alevi gencin haksız ve sebepsiz katledilmesine rağmen bu düsturu izlemeye devam ediyoruz. 
Tüm Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunu, bu temelde “Bir olmaya, iri olmaya, diri olmaya” çağırıyoruz. Tüm demokratik Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin üst yönetimlerini bu amaçla birliğe ve eyleme davet ediyoruz.
Dostlar,
İzninizle, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın bugüne kadarki çalışmalarını özetlemeye çalışayım.
Önce şunu belirteyim: Hacı Bektaş Dergâhı 1925’te kapanmadan önce bir vakfiyesi vardı: Hacı Bektaş Vakfı. Tüm Hacı Bektaş Dergâhı her ihtiyacını kendi karşılayan, oldukça mal varlığı olan, günümüzün deyimiyle entegre bir tesisti, bu tesisi de Vakıf idare ediyordu. Tekke ve zaviyelerin kapanmasıyla birlikte bu vakıf da sona erdi, mal varlığı da kapanın elinde kaldı. 
Biz bu vakfın devamıyız. O zamana kadar Hacı Bektaş Dergâhı’nda postta oturan postnişin de kapanan bu vakfın mütevelli heyeti başkanı olurdu. Bunu devam ettirmeye çalışıyoruz biz. 
2010 yılı Aralık ayından başlayarak, “Dergâh’ta Birlik” adı altında bir çalışma başlattık. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun önünde duran sorunları canların ağızından dinlemek ve çözüm önerilerini almak üzere yurtiçi ve yurtdışında kırkın üzerinde toplantı yaptık. 
Bu çalışmaya neden gereksinme duyduk? Çünkü der ya Yol’umuz, “Özünü yokla!” :
Bizi bugüne getiren erkânımızı, yolumuzu kayıp ettik; unuttuk, unutturulduk.
Ocaklarımızdan koptuk; dede talibinden, talip dedesinden koptu.
Diğer inançların etkisinde kaldık; onları taklit etmeye başladık, onlara benzemeye başladık. Televizyonlarda cemleri izlerseniz Kandil Gecesi gibi cemler görürsünüz. 
Değerlerimizin batınî özünden kopup, zahirî şekilciliğe yöneldik. Üstelik, “Biz böyleyiz” diyerek hem kendimizi hem de gençlerimizi aldattık.
Yolumuzu, inancımızı, erkânımızı çocuklarımıza veremedik.
Osmanlının on altıncı yüzyıldan başlayarak Alevi-Bektaşi toplumunu uyguladığı, “Böl, Parçala, Yönet” politikasının sonucu olarak oluşan ve aslında birbirinden çok da farklı olmayan “Babagan”, “Dedegan”, “Çelebi” kollarını bir araya getirme yerine, tam tersini yaparak ayrılığı derinleştirdik.
Devletin kapattığı dergâhlarımızın yerini dolduracak eğitim kurumları inşa edemedik; kadro kuramadık, eğitimci yetiştiremedik. Burada hatırlayalım: Başkalarının pek çok vakıf üniversitesi var; bizim ilkokulumuz bile yok.
Görgü, İkrar, Birlik, Dâr’dan İndirme cemlerini unuttuk. Semah folklor dansı haline geldi.
Hakk’a Yürüme, Nikâh, İsim Verme ve diğer erkânlarımız unutuldu; öbür inançların erkânlarını taklit etmeye başladık.
Diğer inançların etkisinde kalıp kadınlarımızı iteledik, değersizleştirdik.
Bu gidişi tersine çevirmek için el-ele verip kayıp ettiğimiz değerlerimize sahip çıkmak ve hayatımıza uygulamak üzere çalışmaya başladık. 
11 Eylül 2011’de yurtiçi ve yurtdışında bulunan örgüt yöneticilerimizi, bu Yol’da hizmet sahibi dede, baba, ana ve zâkirlerimizi, aydınlar ve araştırmacıları Hacıbektaş’a davet ederek büyük bir toplantı yaptık.
Bu toplantıda bir dizi tavsiye kararları alındı ve bunları hayata geçirmek için çalışmaya başladık. “Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı” kuruldu. 
Vakfın amacı, dostlar, sorunlara çare olmaktır. Temel değerlerimize dokunmadan ve esastan ayrılmadan, günün sosyal ve ekonomik şartlarını dikkate alarak yenilenip bir çatı altında toplanmaktır.
Bunu yaparken, Yol’umuzun bize kazandırdığı “turab olma” özelliğimizi öne çıkarmamız gerekiyor. Benlik getirmeden, “Ben dedeyim”, “Ben mürşidim”, “Ben pirim”, “Benim ocağım seninkinden daha ilerde, daha yüksek” demeden bir araya gelmek ve hep birlikte bu Yol’un birer hizmetkârı olarak çalışmak ve özveride bulunmak zorundayız. 
Bu yalnız dedelerin değil, demokratik örgütlerimizin yöneticilerinin, sanatçılarımızın, yazarlarımızın, hukukçularımızın, tarihçilerimizin, kısaca, “Ben bu Yol’un yolcusuyum” diyen herkesin görevidir.
Vakfın bugüne kadar yaptığı çalışmaları özetlemek için üç noktaya değineceğim:
Erkânlarımızdaki bozulmayı gidermek üzere kapsamlı bir çalışma başlattık. İlk ele alınan, bozulmanın en apaçık göründüğü, “Hakk’a Yürüme Erkânı” oldu. Bu erkân üzerine iki yıllık bir çalışma yapıldı. Yörelerimizde uygulanan erkânlar toplandı. Bir komisyon, Avrupa ve Türkiye’deki demokratik kuruluşlarımızın inanç kurulu önderleri, dedeler, hizmet sahipleri, araştırmacılar ve yazarlarla toplantılar yaptı. Bu çalışmayla son biçimi verilen “Hakk’a Yürüme Erkânı” önümüzdeki günlerde basılacak ve toplumumuzun hizmetine sunulacaktır. Diğer erkânlarımız üzerine çalışmalar sürmektedir. (Topladığımız cenaze erkânı, dostlar, altmışın üzerinde. Hem de bunlar o kadar birbirine yakın ki bilgisayardaki kes-yapıştır sistemiyle yapılmış gibi. Tabii yöresel ufak tefek farklar var, fakat hep “komşu”dan alınmış; gerçek Alevi-Bektaşi Yolu erkânı olmadığını gördük. Sadece Tahtacıların cenaze erkânı Aleviceydi. Ondan da çok etkilendik. Önümüzdeki günlerde de zaten hizmete sunulacak. Ayrıca bununla ilgili seminerler başlatılacak.)
Ankara’da Yenimahalle Belediyesi ile sözleşme yapılarak, cem ve kültür evi şeklinde inşa edilmiş bir bina kiralandı. Serçeşme Kültür Merkezi içerisinde cemevi de bulunan bir külliye gibi hizmet verecek. Çok önem verdiğimiz dede, baba ve zâkir eğitimleri gibi birçok etkinliğin de burada yapılmasını planlıyoruz.
Yasalar gereği hiçbir ticari işle uğraşması olanaklı olmayan vakfımızın, çalışmalarını sürdürebilmesi için gereken iktisadi işletmesi de kuruldu. Bu işletme eliyle yayın çalışması başladı. Aylık “Serçeşme” dergisi çıkmaktadır ve kitaplar yayınlanmaktadır.
Bu çalışmalarımızda amacımız, yok sayılan ve yok edilmeye çalışılan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancını, yani bu toprakların köklü ve kadim inancını, çağın koşullarında yaşayan ve yaşanan hale getirmektir. Bu yola gönül vermişlerle el ele, aşk ile çalışacağız.
Kendimiz için hiçbir çıkar gütmüyoruz. Bizler, “Alevilik, dedeler devletten maaş almazsa sönüp gidecek bir yol ise bırakalım sönüp gitsin!” diyerek yola çıktık. 
İnancımıza ve kendimize güveniyoruz. Toplumumuzun gücüne ve birliğine inanıyoruz. Geçmekte olduğumuz zor dönemden inanç birliği-gönül birliği-el birliği ile çıkacağımıza inanıyoruz. 
Sevgili dostlar,
Şunu yüksek sesle, üstüne basarak bir daha söylüyorum: 
Her din gibi Aleviliğin de nihai hedefi insanlığın kardeşliği, huzuru ve refahıdır. 
Biz bu amaca elimize, dilimize, belimize sahip yaşayarak ulaşacağımıza inanırız.
Kimsenin inancının, ibadet şeklinin ve yaşam tarzının sorgulanmadığı bir toplumda barış içerisinde yaşama amacına yönelik çabalarımıza her türlü desteği göstereceğinizi umuyor ve bekliyorum.
Sözlerime son vermeden önce Feyzullah Çelebi’nin bir dörtlüğünü sizlerle paylaşmak istiyorum:
Kabul et bu canı kurban senindir
Dört Kitap içinde Kuran senindir
Nerde bir cem olsa irfan senindir
Feyziya kelâmın kademe gelmesin
Çok teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. 
Aşk-ı muhabbetlerimle…



DESTEKLENEN BAĞLANTILAR





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
Bugün: 43
Toplam Ziyaretçi: 323071
.
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=